Kedidir Kedi !

BU YAZI BİR REKLAMDIR

Zaten pek az olan günlük ihtiyaçları dışında evinden çıktığı gö­rülmeyen Nine, akşam üzerleri, ölçülülüğünden çok şey kaybetmiş cumbanın, boyasından hiç bir iz kalmamış çerçeveli penceresinin, çamaşır ilaçları ve güneş ışınlarından sararmış, son zamanlarday-sa su yüzü görmemeden koyulaşmağa başlamış, naylonlarına gö­re daha kalın iplikli ve iri delikli —belki de kendi zamanının en incesi olan, keten tülü ardında oturur, ve usul usul, yani dik olmayan ba­kışlarla sokağı seyrederdi. Kendini ilgilendirmeyen şeyleri görme­diği tereddütsüzce söylenebilirdi.. Yiyecek kabilinden ihtiyaçları için köşedeki bakkala gidip gelirken de böyleydi bakışları. Akşam ezanlarının okunmağa başlamasıyla birlikte oturduğu yerden ağır hareketlerle kalkıp uzaklaşırken, başındaki beyaz başörtüsü, o sa­atlerin melankolisinde, görenler için, onu korumak üzere başının üzerinden ayrılmayan ak kanatlı bir meleği düşündürtebilirdi kolay­ca.


Son yedi yıldır, evde ailesinden kimse hayatta kalmadığı için, birlikte yaşadığı beyaz kedi, bir bakıma, aileden kalan bir yadigâr idi Şehriyâr Nineye. Soğuk bir kış akşamı, sokak kapısının dibinde bir mivavlamadan iö sızlavi rahatı kaçan Sehriyâr Hanım, daya­namayıp sokak kapısını açmış ve bembeyaz bir yün yumağı kuca­ğında olarak içeri dönmüştü. Kolları arasında tiril tiril titreyen yumu­şak topak kadınlık duygularını ayaklandırmış, ensesinden beline doğru bir ürperti seline kaptırmıştı onu. Yavru kediyi hemen mut­fakta yanan odun sobasının kıyısına yerleştirmiş, birkaç dakika sonra da, ağzının dibine, içi ılık süt dolu ufak bir kâse sürmüştü. İn­cecik pembe dilin sonu gelmez şıp'şıplarla süte dokunuşunu sey­rederken, kuşkusuz, dünyanın en mutlu kadını Şehriyâr Hanım ki. Kedicik, o günden sonra evde, ailenin bir ferdi gibi olmuştu; geldi­ğinden bir yıl sonra da, artık iyice yaşlanmış olan Şehriyâr Hanım nine ile yapayalnız kalmışlardı; ve tabiidir, daha bir bağlanmışlardı birbirlerine.

Ev, Şehriyâr Ninenin kendi babasınındı. Bundan oniki yıl önce, ayyaş kocasından olma iki sakat kızından büyüğü de ölünce baba evine dönmek zorunda kalmıştı. İki sene sonra da, yine kendisi gibi kimsesiz kalmış olan kızkardeşi gelmişti. Ama pek içli bir kadın olan kızkardeş, baba evine döndükten sekiz ay sonra ölmüş ve babalan en büyük evladıyla son günlerini yaşamağa başlamıştı. Yine de bu son günler dört yıldan biraz fazla sürmüştü. Geçimlerini, bir za­manlar babanın marangozhanesi olan, şimdi ise bir mobilya teşhir ve satış yeri olarak kullanılan, iki sokak ötedeki cadde üzerinde bu­lunan dükkânın kirasından sağlıyorlardı. Yürüyebilirken babanın gidip almakta olduğu kira, yürüyemiyecek duruma gelince, her ayın ilk haftası içinde bir çırak tarafından getirilmeye başlanmıştı ve halen, bir kişiden fazlasının ihtiyacını göremeyecek olan kira bedeli böyle geliyordu Şehriyâr Nineye. Onun da daha fazlasını düşündüğü yoktu. Tabiî uzak bir akraba gibi görülmeyi uzun yıllar dolayısıyla haketmiş olan dükkân kiracısı, su ve elektrik faturaları, vergi işleri gibi şeyleri, yine bir çırağı görevlendirerek, hayrına gördürüveriyordu. Böylece, bu evde yaşayan olduğu dışa karşı ispat­lanmış oluyordu, ayda bir.

0 Responses to "Kedidir Kedi !"

Yorum Gönder