Ezel Dizisini Herkes İzlemeli

BU BİR TANITICI REKLAMDIR

Sonra ağır adımlarla geçen gölge gibi şekiller, koşuşan insanlara uçakların kenti yok edeceklerini bildirerek, onlara evlerden çıkmalarını öğütlüyorlardı. Yığınlar halinde, hayâli şekiller fırladı sokağa, çarpışarak,, koşuşarak ilerliyorlardı. 'Bizim evdeki büyükler de kalkıp bizi sürükli-yerek kentin kuzeydoğusundaki çöle doğru dehşet ve korku içinde koşan insanlara katıldılar; başka sığınacak yer yoktu.

O geçe manzara Mahşeride ölülerin toplanmasından ezel dizisi da beterdi. Babam böyle demişti o gece için» annem de sonradan onun sözlerini tekrarlardı. İnsanlar deli gibi birbirlerini itiyorlardı, ayakları çıplak, sırtlarında gecelikleri; o yoğun karanlığın içinde birbirlerine-bağırıyorlardı. 'Ner-desin Muhsin? Çocuklar nerede? Kapıyı kapadın mı? Cehennem olsun evi Çabuk ol, Lavahizl Baba beni beklel' Her tqrafta köpekler uluyor, koşarken bir yandan ağlıyordum - bu yoğun karanlığın içinde çocukların çoğu ağlıyordu.

O karışık gecede kaç kişi o çöle sığındı bilemiyorum ama bildiğim şuki o kara çöl insanlarla dolmuştu ve Hasan Amcanın alayla dediği gibi 'Bir evliyanın yıldönümü ziyafetinde -Şeyh Hitler'in ziyafetinde' toplanmış insanlar gibiydik.
Bu işlerde tecrübeli bir insan haliyle babam 'yardım et de kazalım' dedi anneme. 'Çocuklar siz de kazın! Hasan Efendi şarapnelden korunmak için ezel izle çukur kaz çocuklarına.'
Büyük bir çukur kazdık ve babam bizi sırt sırta yerleştirdi içine. Bu sırada bombalar kentin içinde gürlüyor, motor sesleri göğü kaplıyor ve ani parlamalar zaman zaman şimşek gibi-çakıyordu. Sonra uçaklar üstümüzde dönmeye başladılar.

Tam teperoizdeler' diye bağırdı babam. Annem yüreği koparılmış gibi bir çığlık atıp kendini üstümüze attı, bizi korumak için. Babam da kapandı onun yanına. Çölün içinde sesler yükselip çevredeki insanlara susun diyordu ve başka sesler onları susturmaya çalışıyordu. Boynumu büküp başımı kaldırdım ezel dizisini izle ve babamın omuzunun üstünden ezel göğe bakarak uçaktaki Almanlardqn birini görmeyi umuyordum; böylece kafamda çizdiğim Almanların resmini doğ-ruluyabilecektim. Ama babam başımı bastırıp küma gömdü. 'İngilizlerle savaşırken bizi niye bombalıyorlar?^ diye

Hikayelerle Ezel Dizisi ve Kenan İmirzalioğlu

Öyle değil mi? Kim bilir şimdi, şimdi kim bilir hangi asıl kocalarımızı ve karılarımızı aldatmış durumdayız? Dur anlata­cağım hepsini, bir yudum ezel daha...

1. Şu demin anlattığım Mehmet'le şu senin müsteşarın olan...
2. Lüks birotel odasında Prenses Nur­han'ın sallabaş kocasıyla, hem odanın ortasında havuz biçimli pırıl pırıl bir yatak varken, öylece koydum adamı sana koştum, adamsa ardımdan ayıp yerini eliyle örterek ve sallanarak iplikleri etlerinin, ezel bunu Nurhan'a ders olsun yaptım eşarbımı da unuttum onun dola­bında; tanır onu...

3. Bir sandalda Kınalı açıklarında, buna hep ha­yıflanırım, gök ölene kadar kalacaktı gözlerimde ama adamın iğ­renç uzun kıvrık ayak tırnaklarına takıldım...
4. Bir Yahudi terzi'nin prova odasından geçilen ince uzun bir koridorun ucunda, hep uzun uzun öpüşmelerle dayanılmaz sanılan ama ben dayandım yarım saat öpüşmeye, kaçırmıştı zamanını o. 5. Bir asansörde —gözleri­mizle, hiç tanımadığım o, ezel dizisi beş kez inip çıktık sana geliyordum, hiç böyle güzel sevişen erkek bilmem.

6. Bir yılbaşı gecesi hani Türk­ân'larda geçirmiştik, arka odalardan birinde, o sizin yabancı uzman vardı hani Mister Hogart mıydı neydi... Eee ne devrildin gene, kıs­kandın mı yoksa... Haa o işi Türkân ayarlamıştı sana çok kızardı bi­lirsin, benim aklımdan bile geçmezdi..
.
7. Bir içkievinde tezgâhın arkasında, zilzurnaydık yeteneksiz, inatçı bir ozanla. Dudağının kı­yısına bir yemek parçası yapışmıştı öpemedim.,. AaaL Kıskanı­yorsun, kıskanıyorsun sen beni, söyleseydin ya ölmeden önce, "yapma, seni seviyorum, kutsaldır ve dokunulmazdır evlilik, ben­den başkasıyla yapma öpeyim ayaklarının altını" deseydin ya! da­ha henüz körpeyken o ayaklar, demedin...

Peki kalsın anlatmam, ölüm yatağındasın, birazdan öleceksin... Ama bil ki her birini ince taktiklerle atlatarak sana el değmemiş olarak, tabii bu asıl sana olan sevgimdem değil yalan söyleyemem, kendime güvenme duy­gumu yitirmemek asıl, çünkü bir kez başladın mı artık sonu yok ve o ezel dizisi adamca hemen iskitilebilirsin, oysa ezel izle gidince kalınır elbette ellerimi ve dudaklarımı ve adam kötü niyetliyse ayaklarımı öptürdüğümü saymıyorum... ama sana bir genç kızılarak genç kızdan da daha beyaz dönmüşümdür, duygulu ve ince serçe parmağımı üfleyerek öpen sana, çünkü sen değersin ve yetersin sevdin beni, hep hoş-radün, çocukluğuma verdin, bağışladın. Senin kapanmalıyım

Çok Güzel Bir Ezel Dizisi Hikayesi

Yok canım, kabalar geçmişti Anadolu'ya, seçkinler Rumeli'deydi. Torunu biraz benzi­yordu kendisine; doğru. Bilekleri inceydi, teni beyazdı ama kalkıyor bir Anadolulu gibi işe sıvanıyor, o bileklerle güzelim Çekoslovak işi ağır karyolaları yerinden kaldırıyor, altlarını silip süpürüyordu: "Çe­tin ceviz." Nine, dilini düzeltmernişti. İnatla savunurdu bozuk şivesi­ni. Anadolu'toyu küçümsemek için en uygun deyimleri Rumeli ağ­zından seçmekte titizlik gösterirdi: "Kazdağlı" derdi. "Okumaktan yazmaktan, şimdi gelir bağ kazmaktan." Kinini bilemekle geçiriyor­du artık günlerini, incecik, ihtiyar bacaklarıyla odadan odaya dur­maksızın dolaşırken, dolapları açıp kaparken, makbuzları düzene koyarken, oyaları, yazmaları havalandırırken anahtar destesinin şıngırtısı yayılıyordu eve; sahibinin varlığını, egemenliğini haber veriyordu. Dişiliği tükenmiş, ev kadınlığı hâlâ süren bir ihtiyarın tek süsüydü.

Çünkü sinemalara, tiyatrolara, operetlere, terzi Sabri'ye takım elbise ısmarlamaya, iyi konuşmaya, güzel kıravatlara ve güzel ka­dınlara tutkun, yaşlanmak bilmeyen bir erkek olan Dede için tek çı­kar yol kalmıştı geriye: iki çocuk peydahlamak ve anahtar destesini karısının eline vermek. Dişiliğinin kilidini geri verirken, odaları ayı­rırken, onu kendi namusuyla bağlamak ve titiz bir rahibe gibi so­rumlu kılmak evin gidişinden.

Bu sımsıkı işbirliğinin gevşediği anlar olurdu. Bir zeytinyağı tenekesi zamanından önce açılırdı sözgeli­mi, havagazı makbuzu yüklü gelirdi bir ay: işte o zaman ikisinden biri evdekilerle kısa sürelidir anlaşmaya girebilirdi. Toruna bir por­takal kopardı gönülden, damada yeni bir gömlek armağan edilirdi. Yine de ilk seçilen ortak, Anne olurdu çoğunluk. Nine'nin becerik­sizliğini, tembelliğini kendi çabasıyla örtbas etmeye çalıştığı için, pişirdiği çeşit çeşit yemeklerle Dede'yi hoşnut edebildiği, eve bağ­layabildiği için.

İşte şimdi de telâşlı gözlerle sofrayı süzüyor, bir eksik olup ol­madığına bakıyordu. Gidip Baba'yı çağıracaktı birazdan.

Güzel Bir Anne Hikayesi...

Camdan, uçsuz bucaksız bir kır koştu, gitti,Yolun solunu kızılımsı kahverengi tepler tutmuş. Dönemeçler birbirini izliyor.

Yolun ormana sapan patikayla birleştiği noktada, dolmuşa ağaçların serinliği vurdu. Gölgede ilerlemeye başladılar. Bir ara ye­niden denizin kokusu geldi.
Kırda, tahta masalar, tahta iskemleler, çimenlere çökmüş in­san yüzleri belirdi. Küçük yastıklar, büyük minderler, şilteler, yaygı­lar, hasırlar, ocaklar, soğuk su testileri, bira şişeleri, ağaçlara geril­miş hamaklar, top oynayan gençler, kâğıt oynayan yaşlılar, uykula­rında bile radya dinleyen ihtiyarlar, kuytularda yürüyen sevgililer.

Hepsine genç, kırışıksız bir kılıf geçirmişti ikindi güneşi.

Ayşe, camdan bakıyordu. Şilebezinden bol kollu buluzlar, giy­siler, uzun basma etekler giymiş kızlar koşuşuyor, zıplıyor, top oy­nuyorlardı. Ayşe, şaşkın gözlerle süzüyordu yaşıtlarını. Kocasının arkadaşlarını da böyle süzerdi. Garip bir ürküyle Hele kanlarıyla geldiklerinde, birlikte türküler söylendiğinde, nasıl baştan katılır gi­bi yapıp, sonra usulca kendini çekiverirdi. İşte, yine öyle bakıyordu. Kimbilir • kim - bunlar - bakışıyla. Herkes - benim - mutluluğumu -bozmaya - hazır diyen orta-sınıf kuşkusuyla; duru yaz göğünü, cıvıl cıvıl yaz kırını ağırlaştıran, donduran, kendine zindan eden ezikli-ğiyle, sevgileri hep üçe-dörde bölüşü, üçle-beşle çarpışıyla.
Demin gözlerinin önünden bir çırpıda geçen eski, soluk şipşak­ların Ayşe'si işte: bak, başını eğmiş saçlarını fırçalıyor bir sabah, bir öğleüstü, tencereyi karıştırıyor, bir akşam, gözlerini kısıp ipliği iğ­neden geçirmeye çalışıyor. Kocasından başka hiçbir erkeğin çıp­laklığını tanımamış, tanımayı aklına bile getirememiş Ayşe. Şu genç kızların yaşıtı ana Ayşe. Genç, güzel bir kadın, eski karısı.

Kedidir Kedi !

BU YAZI BİR REKLAMDIR

Zaten pek az olan günlük ihtiyaçları dışında evinden çıktığı gö­rülmeyen Nine, akşam üzerleri, ölçülülüğünden çok şey kaybetmiş cumbanın, boyasından hiç bir iz kalmamış çerçeveli penceresinin, çamaşır ilaçları ve güneş ışınlarından sararmış, son zamanlarday-sa su yüzü görmemeden koyulaşmağa başlamış, naylonlarına gö­re daha kalın iplikli ve iri delikli —belki de kendi zamanının en incesi olan, keten tülü ardında oturur, ve usul usul, yani dik olmayan ba­kışlarla sokağı seyrederdi. Kendini ilgilendirmeyen şeyleri görme­diği tereddütsüzce söylenebilirdi.. Yiyecek kabilinden ihtiyaçları için köşedeki bakkala gidip gelirken de böyleydi bakışları. Akşam ezanlarının okunmağa başlamasıyla birlikte oturduğu yerden ağır hareketlerle kalkıp uzaklaşırken, başındaki beyaz başörtüsü, o sa­atlerin melankolisinde, görenler için, onu korumak üzere başının üzerinden ayrılmayan ak kanatlı bir meleği düşündürtebilirdi kolay­ca.


Son yedi yıldır, evde ailesinden kimse hayatta kalmadığı için, birlikte yaşadığı beyaz kedi, bir bakıma, aileden kalan bir yadigâr idi Şehriyâr Nineye. Soğuk bir kış akşamı, sokak kapısının dibinde bir mivavlamadan iö sızlavi rahatı kaçan Sehriyâr Hanım, daya­namayıp sokak kapısını açmış ve bembeyaz bir yün yumağı kuca­ğında olarak içeri dönmüştü. Kolları arasında tiril tiril titreyen yumu­şak topak kadınlık duygularını ayaklandırmış, ensesinden beline doğru bir ürperti seline kaptırmıştı onu. Yavru kediyi hemen mut­fakta yanan odun sobasının kıyısına yerleştirmiş, birkaç dakika sonra da, ağzının dibine, içi ılık süt dolu ufak bir kâse sürmüştü. İn­cecik pembe dilin sonu gelmez şıp'şıplarla süte dokunuşunu sey­rederken, kuşkusuz, dünyanın en mutlu kadını Şehriyâr Hanım ki. Kedicik, o günden sonra evde, ailenin bir ferdi gibi olmuştu; geldi­ğinden bir yıl sonra da, artık iyice yaşlanmış olan Şehriyâr Hanım nine ile yapayalnız kalmışlardı; ve tabiidir, daha bir bağlanmışlardı birbirlerine.

Ev, Şehriyâr Ninenin kendi babasınındı. Bundan oniki yıl önce, ayyaş kocasından olma iki sakat kızından büyüğü de ölünce baba evine dönmek zorunda kalmıştı. İki sene sonra da, yine kendisi gibi kimsesiz kalmış olan kızkardeşi gelmişti. Ama pek içli bir kadın olan kızkardeş, baba evine döndükten sekiz ay sonra ölmüş ve babalan en büyük evladıyla son günlerini yaşamağa başlamıştı. Yine de bu son günler dört yıldan biraz fazla sürmüştü. Geçimlerini, bir za­manlar babanın marangozhanesi olan, şimdi ise bir mobilya teşhir ve satış yeri olarak kullanılan, iki sokak ötedeki cadde üzerinde bu­lunan dükkânın kirasından sağlıyorlardı. Yürüyebilirken babanın gidip almakta olduğu kira, yürüyemiyecek duruma gelince, her ayın ilk haftası içinde bir çırak tarafından getirilmeye başlanmıştı ve halen, bir kişiden fazlasının ihtiyacını göremeyecek olan kira bedeli böyle geliyordu Şehriyâr Nineye. Onun da daha fazlasını düşündüğü yoktu. Tabiî uzak bir akraba gibi görülmeyi uzun yıllar dolayısıyla haketmiş olan dükkân kiracısı, su ve elektrik faturaları, vergi işleri gibi şeyleri, yine bir çırağı görevlendirerek, hayrına gördürüveriyordu. Böylece, bu evde yaşayan olduğu dışa karşı ispat­lanmış oluyordu, ayda bir.

Ezel Dizisi Küçük Bir Yazi

( Aşağıdaki yazının Ezel dizisi ile hiçbir alakası bulunmamaktadır )

TANITICI YAZI

Köyün çıkışındaki mezarlığın yanından geçerken durup oku­du. Bir hıçkırık boğazında düğümlenip kaldı yürürken. Yutkundukça sertliğini duyuyordu gırtlağında. Kocası sağ olsaydı kendisi böy­le mi olurdu? Parmak kadar çocukla yollara vurur muydu hiç kendi­sini? Durmak dinlenmek bilmeden el kapılarında, gece gündüz ça­lışırdı kimseye el açmamak için. Oğlu daha doğmamıştı, dört kızla­rı vardı. Teravih dönüşlerinde ocağın başında karşılıklı otururlar, öğrendiklerini, duyduklarını bir bir anlatırdı kendisine. Anımsama­ya çalışıyordu bunlaa.Ne ki, düşünceler bir belirip bir kayboluyor­du bulutlara girip çıkarcasına. Deli toplu yakalayamıyordu hiçbirini, ömer'miş. Bilmem neredeki oğlaktan, oğlağın boğazındaki ipten, sorumlu tutarmış kendisini. O oğlak olmayı, çocuklarının da boğa­zındaki ip olmalarını ne denli istiyordu şimdi. "Nerdesin Ömer?" di­ye içlendi. Geceymiş. Karanlık bir gece, kendisinin çile doldurduğu geceler gibi. Sokakları, ışıkları yanan evleri, yoksulları bir bir dola­şır mıymış ne yaparmış? Eşek geriye asılınca usundaki şerit kopar gibi oldu birden. Kaldığı yeri kaybetmekten korkarak sıcağı sıcağı­na bağlamaya çalıştı. Boşlukta kocasının dudakları açılıp kapan­dıkça sözcükler dökülüyordu aralarından, sıcak nefesini duyuyor­du. Zorlandı usu. Taş kaynatan bir anayı mı görmüş? Nasıl gör­müş? Görürmüş hep. Öyle de, kendisini neden gören olmadı bugü­ne değin? "Gel de bul beni Ömer!" Sonra gidip un çuvalını yüklenip getirmiş. Boş un çuvalları yolboyu savruldu gitti önünde. Elini uzat­sa tutacaktı bir çoğunu. Unlar, uzaklaşarak savruluyordu havada. Kar yerine un mu yağıyordu? Yıkmış yetimlerin kapısına ve helallik dilemiş üstelik dul kadından. Dört mü ne arkadaşlarmış. Onlar var­ken hiçbir karanlık yoksulu gizleyemezmiş. Hele biri, sürekli verir­miş elindekini avucundakini. "Ebubekir, Ömer, Osman Aliii, Ali... Ey Alü!" Tükrüğü geçmiyordu boğazındaki düğümden. Oğlunun korkmayacağını bilse bağıracaktı dağa taşa duyurmak için sesini, hüngür hüngür ağlayacaktı avazı çıktığınca.

Anne Hikayeleri | T.C Devlet Bakanlığı

Ezel Dizisi Fan Blogu Hizmetinizde...

Ezel dizisi fan blogumuz 26.08.2009 Çarşamba günü hizmetinize girmiştir...

Ezel dizisi ile hiçbir alakası olmayan aşağıdaki yazıyı blogumuza eklemek zorundayız maalesef.

( Lütfen aşağıda yazanları dikkate almayınız )

TANITICI YAZI

' Anne Hikayeleri '

Sabah yaklaşıp da şafak sökerken uyku yenerdi korku ve yal­nızlığı. Gözkapakları kapanırken, düşleri alır götürürdü anayı azbi-raz dinginliğine seherin.

Kar yağışının dindiği zamanlarda rüzgâr, bir çıvgın halinde do­laşırdı köyün sokaklarında, çıplak damlarda ve yerden kaldırdığı karları savurarak alır götürürdü kuytulara. Kıymıklar halinde yığar-dı sağa sola. Köyün aşağısında bir sınır, ince bir şerit gibi uzayıp gi­den yol ıssız olurdu böyle günlerde. Çıplak ağaçların kuru dallan, suda boğulan bir insanın elleri gibi sallanır dururdu. Elini gözlerine gölgelik yaparak görebildiği yerlere değin izledi çevreyi. Bu havada komşu köye gidilemeyeceğini kendisine bile söylemekten korku­yordu. Yorganı çekiştirirken kavga eden kızların ağlaştıklarını du­yunca içeri girdi.

Kuşluğa doğru açıldı hava. Isıtmayan ama diri bir aydınlığı olan güneş yükseliyordu yavaş yavaş. Kadarsa bir yanar döner gibi ışıl­dıyordu insanın gözünü alarak. Sıcak suda pekmezi özeyerek yap­tığı şerbetten birer tas daha verdi çocuklara. Onlar düKimlerinden ısırarak üstüne şerbetlerini içerlerken, ana da ahıra gidip eşeği ha­zırladı, heybeyi üstüne atıp getirdi ve kapının demirine bağladı. Çuvalların dibini çırpalı üç gün olduğunu, gidip Ali dayıdan ödünç almak için bu kış kıyamette bugünden daha iyisini bulamayacakla­rını çocuklara, özellikle de büyük kıza anlatmaya çalıştı. Ahmet'le kendisi gelinceye değin evden ayrılmamalarını, kapıya bacaya sa­hip olmalarını sık sık öğütleyerek oğlanın ayaklarına eski giysileri doladı, boynunu boğazını iyice sararak eşeğin üzerine bindirip ba­caklarını da heybenin gözlerine yerleştirdi. Kış güneşine güven ol­mayacağını düşünerek eşeğin yularından tutup çekerken "Vur, vur" diye sertçe uyardı oğlunu.

T.C Devlet Bakanlığı | Anne Hikayeleri | Hazırlayan : Arif Ay

Ezel Dizisi Show Tv'de Başliyor...

Ezel Dizisi Fan Blogu Hizmetinizde.

Show Tv'de Ay Yapım'ın yapımcılığını üstlendiği mükemmel bir dizi başlıyor...

Daha önce hepimizin bildiği gibi Ay Yapım birçok başarılı diziye imza atmıştı. Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Dudaktan Kalbe gibi izleyicilerin büyük bir beğeniyle izlediği diziler Ay Yapım'a ait.

Acı Hayat dizisinden sonra dizilere ara veren yakışıklı oyuncu Kenan İmirzalioğlu Ezel Dizisi ile tekrar ekranlara dönmeye hazırlanıyor.

Dizinin ne zaman başlayacağı ise henüz netlik kazanmadı. Fakat dizinin izlenme oranlarının çok yüksek olacağı düşünülüyor.

Ziyaretçilerimizin aklında soru işareti olacağını düşündüğümüz birkaç soruya değinmek istiyoruz.

- Dizinin başrollerinde kim oynayacak ?

Şu an için dizinin oyuncuları arasında sadece Kenan İmirzalioğlu olduğu bilgisini aldık. Diğer oyuncuların kim olacağı hakkında bilgiler elimize ulaştıkça sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz.

- Dizi ne zaman başlayacak ?

Ay yapım'ın yapımcılığını üstlendiği dizinin ne zaman başlayacağı hakkında ne yapım şirketinden, ne de Show Tv'den bir açıklama gelmedi.

- Ezel Dizisinde aşk var mı ?

Evet, dizide aşk konusu işlenecek.

Önümüzdeki günlerde dizi ile ilgili bilgiler elimize ulaştığı takdirde sizlerle paylaşacağız.