- 09:08 - 0 yorum
Ezel Dizisi Fan Blogu Hizmetinizde...
Ezel dizisi fan blogumuz 26.08.2009 Çarşamba günü hizmetinize girmiştir...
Kar yağışının dindiği zamanlarda rüzgâr, bir çıvgın halinde dolaşırdı köyün sokaklarında, çıplak damlarda ve yerden kaldırdığı karları savurarak alır götürürdü kuytulara. Kıymıklar halinde yığar-dı sağa sola. Köyün aşağısında bir sınır, ince bir şerit gibi uzayıp giden yol ıssız olurdu böyle günlerde. Çıplak ağaçların kuru dallan, suda boğulan bir insanın elleri gibi sallanır dururdu. Elini gözlerine gölgelik yaparak görebildiği yerlere değin izledi çevreyi. Bu havada komşu köye gidilemeyeceğini kendisine bile söylemekten korkuyordu. Yorganı çekiştirirken kavga eden kızların ağlaştıklarını duyunca içeri girdi.
Kuşluğa doğru açıldı hava. Isıtmayan ama diri bir aydınlığı olan güneş yükseliyordu yavaş yavaş. Kadarsa bir yanar döner gibi ışıldıyordu insanın gözünü alarak. Sıcak suda pekmezi özeyerek yaptığı şerbetten birer tas daha verdi çocuklara. Onlar düKimlerinden ısırarak üstüne şerbetlerini içerlerken, ana da ahıra gidip eşeği hazırladı, heybeyi üstüne atıp getirdi ve kapının demirine bağladı. Çuvalların dibini çırpalı üç gün olduğunu, gidip Ali dayıdan ödünç almak için bu kış kıyamette bugünden daha iyisini bulamayacaklarını çocuklara, özellikle de büyük kıza anlatmaya çalıştı. Ahmet'le kendisi gelinceye değin evden ayrılmamalarını, kapıya bacaya sahip olmalarını sık sık öğütleyerek oğlanın ayaklarına eski giysileri doladı, boynunu boğazını iyice sararak eşeğin üzerine bindirip bacaklarını da heybenin gözlerine yerleştirdi. Kış güneşine güven olmayacağını düşünerek eşeğin yularından tutup çekerken "Vur, vur" diye sertçe uyardı oğlunu.
Ezel dizisi ile hiçbir alakası olmayan aşağıdaki yazıyı blogumuza eklemek zorundayız maalesef.
( Lütfen aşağıda yazanları dikkate almayınız )
TANITICI YAZI
' Anne Hikayeleri '
Sabah yaklaşıp da şafak sökerken uyku yenerdi korku ve yalnızlığı. Gözkapakları kapanırken, düşleri alır götürürdü anayı azbi-raz dinginliğine seherin.
Kar yağışının dindiği zamanlarda rüzgâr, bir çıvgın halinde dolaşırdı köyün sokaklarında, çıplak damlarda ve yerden kaldırdığı karları savurarak alır götürürdü kuytulara. Kıymıklar halinde yığar-dı sağa sola. Köyün aşağısında bir sınır, ince bir şerit gibi uzayıp giden yol ıssız olurdu böyle günlerde. Çıplak ağaçların kuru dallan, suda boğulan bir insanın elleri gibi sallanır dururdu. Elini gözlerine gölgelik yaparak görebildiği yerlere değin izledi çevreyi. Bu havada komşu köye gidilemeyeceğini kendisine bile söylemekten korkuyordu. Yorganı çekiştirirken kavga eden kızların ağlaştıklarını duyunca içeri girdi.
Kuşluğa doğru açıldı hava. Isıtmayan ama diri bir aydınlığı olan güneş yükseliyordu yavaş yavaş. Kadarsa bir yanar döner gibi ışıldıyordu insanın gözünü alarak. Sıcak suda pekmezi özeyerek yaptığı şerbetten birer tas daha verdi çocuklara. Onlar düKimlerinden ısırarak üstüne şerbetlerini içerlerken, ana da ahıra gidip eşeği hazırladı, heybeyi üstüne atıp getirdi ve kapının demirine bağladı. Çuvalların dibini çırpalı üç gün olduğunu, gidip Ali dayıdan ödünç almak için bu kış kıyamette bugünden daha iyisini bulamayacaklarını çocuklara, özellikle de büyük kıza anlatmaya çalıştı. Ahmet'le kendisi gelinceye değin evden ayrılmamalarını, kapıya bacaya sahip olmalarını sık sık öğütleyerek oğlanın ayaklarına eski giysileri doladı, boynunu boğazını iyice sararak eşeğin üzerine bindirip bacaklarını da heybenin gözlerine yerleştirdi. Kış güneşine güven olmayacağını düşünerek eşeğin yularından tutup çekerken "Vur, vur" diye sertçe uyardı oğlunu.
T.C Devlet Bakanlığı | Anne Hikayeleri | Hazırlayan : Arif Ay


0 Responses to "Ezel Dizisi Fan Blogu Hizmetinizde..."
Yorum Gönder